Cinsel açıdan erkeğin üremedeki rolü kadına göre daha basittir. Erkek sperm
üretir ve döllenmenin gerçekleşebilmesi için bu spermleri kadının dölyoluna
( vajina ) boşaltır. Erkeğin cinsel organları bu işlevi yerine getirecek
biçimde oluşmuşlardır. Sperm üretme sistemi iki erbezinden (testis ) oluşur.
Bu bezler aynı zamanda ergenlikte çeşitli bedensel değişikliklere yol açan
hormonları da üretirler. Spermi kadının dölyatağına ( uterus ) ulaştıran
organa penis denir. Penis aynı zamanda idrarın boşaltılmasını sağlar. Spermi
erbezlerinden penise taşıyan bir kanal sistemi vardır. Bu sistem depolama
bölgeleri içerir. Bu yüzden erbezleri, yalnızca spermin boşaltıldığı orgazm
anında değil, sürekli olarak sperm üretebilir. Erkeğin cinsel organlarında
spermlerin içinde yaşadıkları ve yüzdükleri sıvıyı üreten bir dizi salgı
bezi daha vardır.
Bütün bu organların üreme için en önemlileri erbezleridir. Erbezleri,
gövdenin dışında derisi kırışık bir torbanın içinde yer alır. Erbezleri önce
gövdenin içinde oluşur, daha sonra doğumdan kısa bir süre önce torbanın
içine inerler. Eğer bu gerçekleşmez ve zamanında tıbbi müdahale yapılmazsa
erkek yaşamı boyunca kısır kalabilir.
Hayvan türlerinin önemli bir bölümünde, erbezleri, insanlarınkinden farklı
olarak gövdenin içindedir. Sadece memelilerin bazı türlerinde erbezleri
doğumdan belli bir süre önce, başlangıçta bulunduğu böbrekler yakınındaki
bölgeden gövdenin dışına, erbezi torbalarının içine iner. Bazı türlerde
erbezleri yine aşağıya iner ama gövdenin dışına çıkmaz, karın boşluğunun alt
kısmında kalır. Bazılarındaysa daha değişik bir düzen görülür: erbezleri
mevsimlerle birlikte yer değiştirirler. Çiftleşme döneminde gövdenin dışına
çıkarlar, dönemin kapanmasıyla da yine karın boşluğunun içine çekilirler. Bu
mevsimlik hareket de göstermektedir ki, canlıların çoğunda erbezlerinin
etkinliği, gövdenin dışına çıkmalarıyla sağlanmaktadır. Başka bir deyişle
insanlarda olduğu gibi hayvanların çoğunda da sperm üretimi ancak gövdenin
dışında bulunan ve dolayısıyla sıcaklığı gövde sıcaklığının biraz altında
kalan erbezleri tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Erbezi torbaları yün
kumaşla sarmalanan erkek farelerin kısırlaştığı deneylerle saptanmıştır.
Buna karşılık ancak vücut sıcaklığındaki bir erbezinde sperm üretebilen
türlerin sayısı da çoktur. Üstelik, bunlar, erbezleri gövde dışında kalan
türlere çok benzeyen, akraba türlerdir. Birbirine çok yakın türlerin oldukça
farklı ısı düzeylerinde üreme faaliyetini yürütebilmelerinin nedeni henüz
anlaşılmış değildir.
Erbezi torbasına sahip türlerde bu organın yeri de oldukça değişiktir.
İnsanlarda torbalar penisin arkasındadır; buna karşılık bazı keseli
hayvanlarda penisin önünde ve şebeklerde de penisin yanında bulunur.
Torba, birer erbezi içeren iki bölüme ayrılır. Torbanın dışındaki ince çizgi
bu ayrılma sınırını gösterir. Erkeklerin çoğunda sol erbezi sağdakine göre
biraz daha aşağıdadır. Ancak her ikisi de küçük kaslar sistemiyle yukarı ve
aşağı doğru hareket ederler. Torbanın derisine bağlı olan bu kaslara dartos,
erbezlerine bağlı olan kaslara ise kremaster denir. Soğukta bu kaslar
erbezlerini gövdeye doğru çeker. Sıcakta ise kaslar gevşer ve erbezleri
aşağıya sarkar.
Bu karmaşık düzen gereklilikten doğmuştur. Çünkü erbezleri yeterli ölçüde
spermi, gövde sıcaklığının biraz altında, 35°C'de
üretirler. Eğer sıcaklık yüksekse sperm üretilemez, hatta baba olma yeteneği
bütünüyle ortadan kalkabilir. Uzun süre bisiklet sürmenin, sıkı kilotlann
sperm üretimi üzerinde olumsuz etki yaptığı söylenmektedir. Buna karşılık
İskoçya türü etekliğin verimliliği artırdığı öne sürülmektedir.
Her bir erbezi 250 kadar bölmeden oluşur. Bu küçük, sıkı sıkıya birbirine
geçmiş borular ersuyu üreten kanalcıklardır. 800 kadar kanalcıkta her gün
yüz milyonlarca sperm üretilir. Kanalcıklar birbirlerine bağlıdırlar ve
hepsi birden daha geniş bir toplama kanalına açılırlar. Erbezinin üstünde
sarılmış biçimde bulunan bu toplama kanalına "epididimis" adı verilir.
Yaklaşık 6 metre uzunluğundaki epididimis içinde spermler hareket etmeye
alışırlar.
Kanalcıklarda yeni spermaların üretilmesiyle birlikte daha önceden üretilmiş
spermler, epididimis'e itilir. Eski spermler burada bir süre beklerler.
Boşaltım için on-on beş gün kadar bekleyen spermler boşaltım olmazsa
ölürler. Epididimis, "vas deferens" (sperm kanalı) adı verilen ve kalın kas
duvarlarıyla çevrili bir başka kanalla bağıntılıdır. Kan damarları ve
sinirlerle birlikte bu kanal sperma kordonunu oluşturur. Her bir erbezinden
çıkan sperma kordonu bir kavis çizerek penisin tabanına kadar gelir. Kasık
kemiğinin ön ve üst tarafından dolanan kordon böbreklerden idrar torbasına
giden idrar yolunu çevreler, döner ve sonunda, idrar torbasının arkasından
aşağıya doğru iner.
İki sperm kanalının son bölümleri diğer bölümlere göre daha geniştir.
Buralarda spermler depolanır. sperm keseleri adı verilen iki küçük bezden
gelen kanalları birleştiren sperm kanalı ; prostat bezinin çevresine ulaşır.
Burada iki kanal birleşir ve idrar yoluna girerler. İdrar kanalı, penis
boyunca idrar torbasında uzayan kanaldır. Prostatın altında bazı bezler
idrar yoluna salgı yapar. Bunlara Cowper ve Littre bezleri adı verilir.
Bu bezler cinsel birleşme sırasında penisin ucunun ıslanmasını sağlarlar;
ayrıca spermin içinde yüzdüğü sıvıyı da salgılarlar. Bu sıvı sperm için
gerekli olan oksijen ve besini verir. Sıvının içinde bir pervane görevini
yapan kuyruk hareketleri yoluyla yüzen spermler bu sıvılarla birlikte meniyi
oluşturur. Bezlerden gelen salgıların kimyasal bileşimleri o kadar
belirgindir ki, giysilere bulaşmış olan meni üzerinde yapılan kimyasal
deneyler, tecavüz suçlarında kanıt olarak gösterilebilmektedir.
Prostat bezinin ürettiği kimyasal maddeler arasında bulunan bir dizi maddeye
prostaglandinler denir. Bu maddeler kadının dölyatağında birleşme sırasında
görülen kasılmaları kolaylaştırır ve spermin kadının üreme organlarına doğru
yol almasına yardımcı olabilir.Penis idrarın dışarıya atılmasını
sağlar..İdrarın boşaltılması sırasında penisin inik ve yumuşak olması en
uygunudur. Ama yumuşak bir penis spermleri kadının dölyatağının derinlerine
taşımak açısından hiç elverişli değildir. Bu yüzden bir erkek cinsel açıdan
uyarıldığında penisi de sertleşir ve dikleşir. Bu yolla cinsel ilişki daha
kolaylaşır.
Peniste gözenekli dokulardan oluşan üç sütun yer alır. Üstte ve yanlarda iki
Korpora kavernoza bulunur. Bu tabakalar tabanda kasık kemiğine bağlıdırlar.
Alt tarafta ise daha küçük olan Korpus spongiozum tabakası yer alır. Bu
tabaka penis başındaki dokuları da oluşturur. Her üç sütuna da kan damarları
bağlıdır. Bir erkek cinsel açıdan uyarıldığında kan hızla bu dokulara dolar.
Mantar biçimindeki dokular kanı çabucak emerler ve şişerler. Penisin
sertleşme olayı da buna bağlıdır. Sertleşme omurilikten gelen sinirsel
uyarılar aracılığıyla meydana gelen otomatik bir olaydır. Sertleşmeye pek
çok şey yol açabilir. Karşı cinse hiç dokunulmaksızın bir koklama ya da
görme de penisin sertleşmesini sağlayabilir. Öte yandan, beyinden gelen
mesajlar sertleşmeyi engelleyebilir. Penisin başında çok duygun sinirler
vardır. Dölyatağının içindeki penisin sürtünmesi sonucunda baştaki
sinirlerin uyarıcı etkileri erkekte orgazmı sağlar.
Hayvanlarının çoğunun penisinde, os penis adı verilen bir kemik (veya
kıkırdak) bulunmasına rağmen, insanda böyle bir şeye rastlanmaz. Hayvanlarda
bu kemiğin işlevi, penisin sertliğini sağlamaktır. Bütün etoburlar
(köpekler, kediler, fokbalıkları, ayılar), yarasalar ve maymunlarda bir os
penis vardır. Buna karşılık toynaklılarda (at ve inek gibi hayvanlar),
kanguru gibi keseli hayvanlarda ve balinalarda böyle bir kemik yoktur.
İnsanda koni biçiminde olan penis başı ( glans ) da çeşitli hayvan
türlerinde çok farklı biçimler almıştır. Bazı keselilerde olduğu gibi iki
parçalı veya çatallaşmış da olabilir, bütün diğer memelilerdeki gibi tek
parçalı da olabilir. Bazı maymun türlerinde penis başı çok küçüktür. Buna
karşılık insanda oldukça büyüktür ; penisin toplam uzunluğunun dörtte biri
kadardır ve penisin en duyarlı kısmıdır.
Orgazm aşamasına ulaşılmadan önce Cowper ve Littre Bezleri'nden belirli
ölçüde sıvı salgılanır. Bu sıvı penisin başını ıslatır ve uyarıcı etkileri
artırır. Sıvının bir başka önemli görevi de idrar yolunda spermlere zararı
dokunacak maddeleri işe yaramaz hale sokarak spermin idrar yolundan geçişini
sağlamaktır. Bundan sonra, sinirsel uyarılar meni kanalı, meni bezleri ve
prostat bezi çevresindeki kasları harekete geçirirler. Bu hareketler bir
pompa işlevini görerek spermlerin ve öteki bezlerden gelen sıvıların idrar
yoluna boşalmasını sağlar. Penisin süngerimsi dokularının çevresindeki bir
dizi kasın kasılmasıyla birlikte meni idrar yolunda ilerler ve dışarıya
atılır. Bu arada kaslar idrar torbasına giden kanalı kapatırlar. Böylece
idrarın meniye karışması önlenmiş olur.
Sünnet, yani penisin başındaki derinin alınması dünyanın en eski
adetlerinden birisidir. Özellikle Müslüman ülkelerde uygulanan sünnet sağlık
açısından yararlı bir işlemdir. Çünkü sünnetsiz kişilerin sürekli
yıkanmamaları durumunda, baş derisinin altında smegma adı verilen bir salgı
birikebilir. Görülen bir başka durumda sünnetli kişilerde ya da eşlerinde
penis ve rahim kanserlerine çok az rastlanmasıdır. Bu elverişli durumların
bir sonucu olarak sünnet çeşitli ülkelerde giderek yaygınlaşan bir olay
haline gelmektedir. Sünnetli erkeklerin cinsel açıdan doyuma daha çok
ulaştıkları inancı ise yanlıştır. Bir görüş, açıkta kalan penis başının
bütün gün pantolona sürtünmesinin cinsel duyarlığı azalttığı yolundadır. Bu
yüzden erkekler orgazma ulaşmak için uzun sürelere gereksinim
duymaktadırlar. Ne var ki yapılan araştırmalar sünnetli ve sünnetsiz
kimseler arasında orgazma ulaşma açısından bir fark olmadığını ortaya
koymuştur.
Penisin boyutları üzerine pek çok yanlış kanı yaygındır. Kimi erkekler
penislerinin kısalığından dolayı çeşitli karmaşık ruhsal durumlara
girmektedirler. Oysa penisin büyüklüğü ya da küçüklüğüyle cinsel ilişkide
başarı arasında bir ilişki yoktur. Penisin büyük olması kişinin "daha erkek"
olmasını gerektirmez. Cinsel ilişkide doyuma ulaşma penisin büyüklüğü ya da
küçüklüğüyle değil, cinsel teknikle ve esas olarak da psikolojik uyumla
ilgilidir.
Erkeğin sertleşme ve sperm üretme yeteneği, kadının menapoz dönemini
tamamlamasından çok sonra da devam eder.
ABD'de yapılmış bir araştırmaya göre, erkeklerin %90'ı ; 50 yaşına
geldiğinde sertleşme yeteneğini korumaktadır. Altmış yaşındayken sertleşme
yaşayabilenlerin oranı yüzde 80'in biraz üzerinde, yetmiş yaşındakilerin
oranı yüzde 70 ve seksen yaşındayken sertleşme yeteneklerini sürdürenlerin
oranı da yüzde 25'tir. Ancak bu oranların orgazm yeteneğiyle doğrudan bir
ilişkisi yoktur. Kinsey ve çalışma arkadaşları tarafından yapılmış bu
araştırmaya göre, elli yaşındaki ABD'li erkekler ortalama haftada iki kez,
yetmiş yaşındakiler de bir kez orgazm yaşamaktadırlar.