Teknolojideki gelişmeler sayesinde memede karşılaşılan bir çok kitlede ve
görüntülenen yöntemlerinde saptanan normal dışı bulgularda, cerrahi girişim
yapmadan bunun tehlikeli olup olmadığını hücresel düzeyde anlamamızı
sağlayan biopsi teknik ve yöntemleri gelişmiştir.
Meme yapısını görüntüleme sistemlerindeki gelişme, özellikle 50 yaş altı
kadınlar için büyük faydalar sağlamıştır. 50 yaşına kadar, yoğun meme dokusu
içeren memede, küçük kitlelerin anlaşılması zordur. Mamografi çok değerli
bir yöntem olmasına rağmen mükemmel değildir. Özellikle genç kadınlarda
%10-25 arasında yanlışlıklara neden olabilmektedir. Ayrıca yanlış pozitif
sonuçlarda, yine ciddi sorunlar yaratmaktadır. Ancak son yıllarda gelişen
digital mamografi bu zorlukların kısmen üstesinden gelebilmektedir.
Digital mammografi de klasik mammografide olduğu gibi X-ışınları ile
çalışır, ancak görüntü filmde değil, bilgisayar ortamında oluşturulur.
Konvansiyonel mamografide, konvansiyonel tüm radyolojik tetkiklerde olduğu
gibi kullanılan fotografik karakterdeki film, ışın madde etkileşmesinden
sonra datanın toplanmasını sağlayan reseptör(toplayıcı) görevi görmekte ve
aynı zamanda da data kaydının gösterimi için görüntüleme ortamını teşkil
etmektedir.
Digital radyolojide ise fosfor plakası, CCD arraylar veya silikon amorf
plakalar reseptör görevini görmektedir. Elde edilen data, ekrana veya
transparan laser filmlerine aktarılmaktadır. Reseptör ve görüntüleyici
ortamların farklı ortamlar olmaları, ayrı ayrı optimizasyonlarına
(ayarlanabilme) olanak vermektedir.

Konvansiyonel mamografik ve radyolojide kullanılan fotografik karakterdeki
filmin, reseptör ve görüntüleme ortamı olarak aynı anda optimizasyonu
çelişkiler doğurduğu için beklenen ölçüde mümkün olmamaktadır. Digital
radyoloji uygulamalarının ve bununla birlikte digital mammografinin,
reseptör ve görüntüleyici ortamları ayrı ayrı optimize eden teknolojisi
artık gelecekte tüm mammografi ve radyoloji uygulamalarının digital
ortamlarda yapılmasını gerektirmektedir. Digital teknoloji ile film
tekrarları en aza inmekte ve hastalar çok daha az ışın almaktadırlar.
Digital imaj prosesing yöntemleri sayesinde eskiden daha zor değerlendirilen
dens memeler daha iyi değerlendirilebilmektedir.
Uzman, görüntünün ışık ayarları ile oynayabilmekte ve istediği bölgelerde
büyütme yapabilmektedir. Bu yöntem Avrupa'da ve Japonya'da kullanılmakta ve
Amerika Birleşik Devletleri'nde çok yakında FDA onayı alması beklenmektedir.
Türkiye'de de az sayıda merkezde kullanılmaktadır.
Günümüzde mammografi ile birlikte, bazı yeni yöntemler de kullanılarak
sorunlar aşılmaya ve daha doğru sonuçlara erişilmektedir. Bu yöntemlerden en
yaygın kullanılanı, yüksek çözünürlüklü ultrasonlardır. Bu iki yöntemin
birlikte kullanılması ile tanı kesinliği %94'lere kadar yükselmiştir.
Ultrason özellikle kitlenin içinin boş (kistik) olup olmadığını
göstermektedir. Bu, bir çok hastayı iğne biyopsisinden kurtarmaktadır.
Diğer bir yöntem Magnetik Rezonans (MR) ile görüntülemektedir. Bu yöntemle
memenin enine kesitleri oluşturulabilmekte ve detaylı inceleme
yapılabilmektedir. Bu yöntem özellikle; daha önce çeşitli nedenle ameliyat
edilmiş, meme dokusu yoğun olan veya memede slikon varsa, mammografiye
tercih edilir. Oldukça pahalı bir yöntemdir.
Bir başka yöntem de ise radyo aktif madde enjekte edilerek yapılır. Bu
maddeler, en hızlı hücre çoğalması olan yerlerde toplanacağından tümörlü
yerler belirlenebilmektedir. Bu yöntem Scintimammografi olarak
isimlendirilir. T-Scan2000 yönteminde de, memeye gönderilen küçük elektrik
akımları karşısında memenin verdiği cevapların bilgisayarlarca
değerlendirilmesi yapılır. Bu yöntemler geniş gruplarda kullanılmamışlardır.
Yakın
zamana kadar mammografisinde şüpheli bulgular saptanan kadınlar, cerrahi
biopsi alma işlemine tabi tutulurlardı. Genel anestezi altında yapılan bu
işlemde, şüpheli dokudan parça alınırdı. Bu tip operasyonların sadece %5'i
pozitif sonuç vermektedir. Operasyonun neden olduğu nedbeleşme ve ameliyat
sonrası ağrı ciddi sorundur.
90'lı yıllarda yerleşen core-needle biyopsi tekniğinde, ultrason veya
stereotaksi yöntemlerle, özel bir iğne ile şüpheli dokuya girilir ve çok
küçük parça alınmaktadır. Bu yöntemde nedbeleşme ve ağrı olmaz. Genel
anestezi de kullanılmadığından güvenle muayenehanede bile uygulanmaktadır.
Core-iğne biyopsisi yönteminin, zayıf olduğu bazı noktalar vardır. Burada
iğne düz bir çizgide hareket ettiğinden, her bir yeni parça için yeniden
iğnenin batırılması gerekmektedir.
Özellikle genç kadınlarda iğne büyüklüğündeki kalsiyum birikimleri, bir
kanser öncesi yapının bulgusu olabilirler. Böyle yapılarda tekrar tekrar
iğne batırmak gerekir. Gelişen teknoloji sayesinde böyle durumlarda, emme
gücü de bulunan bir biyopsi iğnesi ile kullanılmaktadır. Mamotom ismi
verilen bu yöntemde, doktor silindirik bir probu memeye sokar (kalınca bir
iğne şeklindedir). Ucundaki dönen bıçak, şüpheli alanlarda çalıştırılarak
doku örnekleri alınır ve emilerek dışarı alınır. Memeden çıkartmadan değişik
yerlerden örnekler alınabilir. Bu tekniğin bir benzeri de Minimal İnvasive
Meme Biyopsisi (MIBB)'dir. Burada ucu çilek şeklindeki bir kanül kullanılır
ve örnekler emilerek dışarı alınır.
Şüpheli dokunun tamamen dışarı çıkarılıp incelenmesi istendiğinde;
ultrasonografi veya stereotaksi rehberliğinde, lezyon ince tellerle
işaretlenir ve o bölge cerrahi olarak çıkarılır. Böylece memeden yanlış
alanın çıkarılması önlenir ve mümkün olduğunca az miktarda doku çıkarılması
sağlanır. Gereksiz kozmetik problemlerden de sakınılır.